Son yıllarda Orta Doğu'daki çatışmaların merkezi haline gelen İsrail ve İran, yeni bir savaş muhtemeli ile dünya gündeminde yeniden yer alıyor. ABD basınında yer alan haberlere göre, 4 önemli emare, iki ülke arasındaki tansiyonun yeniden yükseldiğini işaret ediyor. Bu durumu anlamak için geçmişteki çatışmalar ve mevcut siyasi dinamiklere göz atmak oldukça kritik.
İsrail ve İran arasındaki düşmanlık, iki ülkenin de varoluşsal ve ideolojik farklılıklarına dayanıyor. Özellikle 1979 İran Devrimi'nden sonra, İran yönetimi radikal İslami bir çizgi izleyerek İsrail'i meşru bir devlet olarak tanımadığını duyurdu. Bu durum, her iki ülkenin de askeri ve siyasi stratejilerinde önemli değişikliklere yol açtı. İran'ın bölgedeki Şii gruplara sağladığı destek, İsrail'in güvenlik kaygılarını arttırarak karşılıklı olarak daha fazla zıtlaşmaya neden oldu. Özellikle Suriye'deki iç savaş sırasında, İran'ın burada oluşturduğu askeri varlık, İsrail için bir tehdit unsuru haline geldi. Bu durum, iki ülkenin arasındaki gerilimi daha da tırmandırdı.
ABD basınının değerlendirmelerine göre, İsrail ve İran arasında olası bir çatışmayı tetikleyebilecek dört ana emare bulunmaktadır. İlk olarak, İran'ın nükleer programında yaşanan gelişmeler. 2023 yılında, İran’ın nükleer zenginleştirme kapasitesini artırması, İsrail için büyük bir açık kapı oluşturuyor. Tel Aviv, bu durumun uluslararası topluma duyurulmasını sağlamak ve gereken önlemleri almak için çeşitli diplomatik adımlar atmaya çalışıyor.
İkinci emare, İsrail’in son dönemlerde İran’a yönelik gerçekleştirdiği siber saldırılar ve hava saldırıları. Bu saldırılar, İran'ın askeri altyapısını hedef alarak, nükleer programını yavaşlatmayı amaçlıyor. Bu tür eylemler, karşılıklı bir misilleme sürecine yol açabileceği için oldukça riskli bir strateji olarak değerlendiriliyor.
Üçüncü emare, geçmişte yaşanan ve hala devam eden küçük ölçekli çatışmalar. Gazze'nin yanı sıra Lübnan'dan gelen füzelerin İsrale doğru yönelmesi, iki ülke arasında her an patlak verebilecek büyük bir savaşın ayak sesleri olarak yorumlanıyor. Bu durum, bölgedeki bazı radikal grupların da devreye girmesiyle birlikte daha karmaşık hale geliyor.
Dördüncü ve son emare ise uluslararası jeopolitik gelişmeler. ABD'nin Orta Doğu'daki politikalarının değişimi, İran'ın bölgedeki etkisini artırmasına olanak tanırken, bu durum İsrail tarafından endişe ile izleniyor. İran'ın Rusya ve Çin ile olan ilişkilerini derinleştirdiği günümüzde, Batılı ülkelerin ne tür bir yanıt vereceği merak konusu. Bu faktörler, İsrail'in kendi stratejik hesaplamalarını gözden geçirmesine neden oluyor.
Sonuç olarak, İsrail ve İran arasında yaşanan gerilim, yalnızca iki ülke arasında değil, Orta Doğu genelinde daha geniş etkilere sahiptir. Tüm bu faktörler ışığında, bölgedeki istikrar her zamankinden daha hassas bir noktaya ulaşmış durumda. Uzmanlar, mevcut diğer aktörlerin müdahil olduğu bir çatışmanın çok daha büyük ve karmaşık bir forma bürünebileceği konusunda uyarıyor. Dolayısıyla, hem bölge halkları hem de uluslararası toplum için durum oldukça ciddiyet arz etmektedir.
İleriye dönük olarak, hem İsrail hem de İran açısından bir çatışmanın önlenmesi için diplomatik yolların devreye girmesi hayati önem taşımaktadır. Ancak, her iki tarafın da inatçı tutumları sebebiyle bu yolun ne kadar uygulanabilir olacağı şüphelidir.